BİZLERİN GÖREVİ

Çarşamba, Mart 29, 2017


Çanakkale zaferi

Kulak tırmalayan bir çığlıktı bizimkisi. Sağırların bile duyduğu, dilsizlerin bile anlattığı bir destandı. Kimilerine göre yeniden doğuşun, kimilerine göre bitmek bilmeyen vatan aşkının verdiği güçle kazanılmış bir zaferdi.

Onca topu tüfeği hayal eden zihnimize bile korku yayılırken, dimdik karşılarında duran bir neslin unutulamaz eseriydi. Evet bir eserdir Türkiye. Eşi benzeri görülmemiş sanatçıların elinden çıkan muazzam bir eser. 

‘Çıkar’ dediğimiz olguya tapan canavarlar vardı. Daha çok can yansın diye kocaman bir yangın çıkardılar boğazımızda. O boğaz ki bir anne ve savunmasız bir bebekti. Tenlerinin bittiği yerden, o incecik, kıvrımlı, narin, kutsal yerden soğuk rüzgar gibi girmek istediler. 

Yerle gök birbirinden ayrıldı ama yinede ayıramadılar onları. Kainatın yıldızları kurşun olup yağdı fani bedenlerimize. Ellerini açıp dua ettiler kara toprak üstünde. O an cehennemden parça olan o kurşunlar ve dua eden herkes kar tanelerine dönüştü. Birer birer süzülüp usulca kondu yangının en harlanmış yerlerine. 

Tekken çok ufaktık. Her birimiz birbirimizden farklı tanelerdik ama birleşince bir çığa dönüştük. 

Deniz mi daha maviydi yoksa onun gözleri mi? İkisinde de sonsuzluk ikisinde de özgürlük vardı. Gözlerinde umudun ufku görünüyordu. Güneş saçlarına doğuyordu sanki. O hırçın bir denizdi. Bizde narin kar taneleri. Hepimizin özü ise suydu. Ateşin başlıca düşmanı. Onlar ateş olmak istediler. Yok olup giden bir duman bulutundan ötesi olmadılar. 

Bizim ruhlarımız yok olmaz. Bunu unuttular. Tenimize değen, her barut kokan düzgün şekilli metal onların günahı oldu. Onlara cehennemin kapısı bizim boğazımızda açıldı. Ait oldukları yere çığlık çığlığa geri döndüler.

Geride yanan köylerimiz, ağlayan bebelerimiz ve neredeyse yok olan bir neslimiz vardı. Takvim bu tarihi gösterene kadar huzurlu bir sabahın güneşi üstümüze doğmamıştı. Düşman ateşiyle neredeyse her yeri siyaha boyamıştı. Bu topraklar şanlı ay ve yıldızımızdan yağan gümüş yağmurlarla temizlendi. 

Yok olan neslimizin aziz ruhları tekrar can buldu sonra. Bir çocuğun gülümsemesinde, bir annenin örgülü saçlarında, bir dedenin kaba avuçlarında ve yok olmak üzere olan bir vatanın daim koruyucusu olan her ferdin aldığı nefeste tekrar ve tekrar can buldular. 

Akan her damla kan başak tanesine dönüştü. 

Bizlerin görevi olgunlaşan ekinlerimizi gelecek nesillere aktarmamızdır. Bizler masallarla değil destanlarla büyüdük. Yatağımızın içindeki sıcaklıkta bile bir şehidin son nefesi var. Damarlarımızda kudretle ellerimizde dualarla zihnimizde ise liderimizin öğütleri ile bir yangını daha yok edecek güce sahibiz. Kutsal ruhlarımız gelecek nesillere ışık olur. Bir kağıda yazılandan daha fazlasıdır Türk olmak. Ne mutlu türküm diyene! 

Cansu BAŞKAYA

DATÇA YILMAZ KARDEŞLER

ANADOLU LİSESİ 11/C No:628

BU YAZILARI DA OKUYUN

2 yorum

  1. Ne güzel yazmış bu satırları kaleme alan genç beyin.İnsan böyle hisseden gençleri görünce geleceğe dair güzel umutlar besliyor...

    YanıtlayınSil
  2. Çok teşekkürler. Kızımın sınıf arkadaşı, Datça da ki kompozisyon yarışmasında birinci oldu. Bende bloguma tadı katrışsın istedim. Bu gençler geleceğimi omuzlayacaklar inşallah...

    YanıtlayınSil