KORKMUYORUM

Pazar, Eylül 01, 2019


Nereye gittiğini bilmiyordu, yalnızca durduğunda nefes alamadığını hissediyordu. Yürüdü ayakları sızlayana kadar. Ayaklarındaki sızıyı çok sevdi, hissedebiliyordu. Biraz daha yürüdü, dizleri zorlanıyordu mesafeye hiç bakmadı ancak bir insanın bir günde yapacağı mesafeyi çoktan aşmış olmalıydı.
Sabah her sabah gibi başlamıştı aslında eli telefonuna gitmiş, gözü yarı açık gelen giden mesajları kontrol etmiş, durumları yoklamış, hikayeleri gözden geçirmişti. Zamanın hızlı akmasına katkısı var bu sosyal mecraların, kanatsız uçuruyor da insanı. Alıp götürüyor, şahlandırıp, yerle bir de ediyor ruhunu, gönlünü bir anda.
Kendi elinle kendi hayatını illüzyona, büyüye, sihre sürüklüyor, sokup dağıtıyor insan toparlamak, düzene sokmak istediği kendini.
Birden engellendiğini gördü. Gece yazdıklarına cevap görmek istediğinde. Emin olmak için tekrar tekrar baktı doğruydu, engellenmişti. Yerinden sıçradı, yüzünü bile yıkamamıştı ama şelale dökülmüş gibi ayıldı. Dikkatlice okudu yazdıklarını, yarısından sonrası tek çizgiydi. Ve engellenmişti.
Bütün yolları denedi, elini uzatmadan her şeyine ulaşabildiği, km farksız her halini görebildiği, cam açıp beraber yemek yiyip içtiği, bir anda ulaşılmaz olmuştu. Bütün hesaplar, bütün akan iletişim nehirleri mühürlenmişti. çok kolay gelen çok kolay gitmişti. İlklerim sin dediğinde kızar, ilk demek ikinci üçüncü olacak demektir, ben senin tek inim derdi. O yükseklik o hızla çıkılınca böyle düşülüyordu demek.
Eline sırt çantasını alıp bir şeyler doldurdu, tam olarak ne aldığının farkında değildi. Gerekli gereksiz, fermuarı kapatacak hale gelince dolduğunu anladı. Rahat bir ayakkabı giyip anahtar, telefon, su almadan kapıyı çekip çıkmıştı. Sabah saatleriydi. Bacaklarında acıyı hissettiğinde ise gece bitmek üzereydi. Saati yoktu, yolun kenarından sadece yürümüştü hem de hiç durmadan. Elektrik direğinin dibine çantasını koyup oturdu.
Yol sonu olmadığı zaman umutsuzluktur. Sonu belli yolculuklar sevinç, huzur, keyif verir. Her yolculuk ümitten ve sevinçten değilse de yolun doğasından yora yora dinlendirir.
Kendi iklimlerimiz, derinlerimiz, dağlarımız, tepelerimiz var içlerimizde. Dışına ihtiras taşmış, ruhunu karartmış birileri o iklimlerin haritalarını yırttı. İpuçlarını yaktı. Her gönlün iç yolculuk isteklerini kendi elleriyle mühürletti. Kimin kimsenin haberi yok, yürekler derin uykularda sihirlendi.
İç rotası olmayan, dini, milli, bir kültüre alt dizayna sahip olmayan nesil, en küçük sarsıntıda alt beyninde depolanmış benzeri olayın tepkisini kopyalıyor. Bireysel tecrübe sıfır, ailesel tecrübelere kapalı şimdi ne yapılırın tek çaresi videolardan biriktirdiği veriler. Dışa doğru açılmak, sosyalleşmek, sorun yaşandığında kolay atlatmak için iyi bir çözümse de sorun geçtikten sonra nedenini niçinini bulmak da o kadar iyi bir yol değil. Kişi hatasını kendi yalnızlığında daha kolay tespit eder. Ruhun derinlikleri iç içe açılan sarmallar gibi kendine zaman ayırdıkça, kendinle hasbihal ettikçe açılır. Dışarıdan gelen en basit söz kendi sesinden bile olsa iç iletişimin kurulmasını geciktirir.
Tenhada kendine zaman ayırmak, eksiklerini, ihtiyaçlarını, yanlış anlaşılan taraflarını, ince ince belirlemek  kalabalıkta kendine olan güveninin teminatıdır.
Sanalda en çok duyduğumuz, yanlış insanların çoğaldığı. Vefasızlık, menfaatçilik. Bu eksenlerde dönüyor sızlanmalar, peşinden sende benim gibisin, hassas, duygusal. Sonu iyi ki seni tanıdım, şimdi böyle insanlar yok. Bir önceki yüzlercesiyle de ilk yazışmalar birebir aynı. Burada hata bir dolu yanlış insanın ortama püskürtülmüş olması olabilir mi. Veya ikinci aşama herkes kendinden çıkacak diye bir kural mı var. Elbette yok. İnsan doğası gereği ruhunun ihtiyaçlarını arıyor. İlk sırada fark edilmek, kabul görmek, takdir edilmek var. Bu çizgilerde ince ve kırılgan tavırlarla yaklaşıyor birbirine o tavırlar sende benim gibisin ifadesini söyleten tavırlar. Evet hepimiz insanız. Öyle olduğumuz unutturulmak istense de.
İki taraftan biri daha çok soruyor, daha çok istiyorsa daha çok yoruyor. Doğal olarak bu zahmetli kaçayım daha iyi diyor diğeri ve arkasını dönüyor. İşte yanlış yamuk damgası o an vuruluyor. Evde annesinin neyi sevip neye kızdığına en ufak bir ilgi alaka duymamışken cümle alemin tüm hislerini ezbere biliyor. Gerçekte kendine lazım somut ihtiyaçlarını atlarken sanalda hayali hazlarını tatminle boğuşuyor.
Kimse doğuştan sapık, ahlaksız, yamuk değil. Yanlışlıklarda ısrar ede ede o şekilleri alıyor. Gereklilikleri  ihmal edildikçe arama yolları illegal oluyor. Kolaylaştıkça iletişim, zorlaşıyor erişim. Sevgi gerçek bir duygu ve ancak gerçekte yaşanırsa doyurur. Gözlerinden alırsın, gözlerinden verirsin nefes gibi. Dokunursun, uyandığında yakınındakine her kim varsa seninle aynı evde uyumuş, annen, kardeşin, kedin, köpeğin, eşin. Dokundukça çoğalır sevgin, dolar sevgi depon.  Konuşursun, anlatır dinlersin, bir yudum çay içer, kahve, kola,  demlenir keyiflenirsin. Gerçeğiyle doyurmadığın sürece kurur sevgi deposu. Kaç sanal kaç vaadle gelse de sulanmaz beslenmez için.
Değersizlik hissi, dışlanmışlık, iç boşluğu maddelerle doldurma çabaları, gittikçe kendinden, içinden , senden uzaklaşıp olmanı istedikleri modele dönüşürsün.
Fabrika ürünü damgalanmış, yazılmış karalanmış tenler, duman duman çekip boş boş bakan gözler, kutu kutu ayar bozan uçurup yere çakan içecekler. Her şey tam da istedikleri gibi.
Hiç aklına bile gelmiyor oysa birinin resmini beğenirken çarklara takıldığın. Hiç ihtimal vermiyorsun daha fazla like için kendini bozduğunun birilerini büyüttüğüne. Markaları aklına kazıyıp oradan doğrularını emdiklerine. Hiç fark etmiyorsun dudağına sürdükleri lezzetle içindeki duyguları erittiklerini.
Nuh un gemisi gelse insan olarak kalmak isteyenleri çağırsa kaç kişi biner, kaç kişi boğulup gider bu çirkinlik okyanusunda.
Kendini özleyen, karşısında kırıntısını gördüğü hassasiyeti içinde yeşertmek isteyenlere köprüden önce son çıkış. Ya şimdi ya da çok zor, sırt çantasını kaldırıp içimize doğru yolculuk için son çanlar çalıyor. Birileri programlı bir şekilde profesyonel donelerle bizden insanlığımızı çalıyor.
Göremediğimiz ne varsa göstermek istemediklerinden, görmemizi istedikleri ise almamızı istedikleri şekilden. Sanat ve sanatçı içimizdekini korumak  içindi, onları kaybettik. İçleri boşaltıldı sanat ve sanatçımızın. Din vardı biraz daha katı insanı çizgide tutan, dini milyonla çarpıp çoğalttılar, din adamlarını ele alıp soytarı, şebek, eşkıya yaptılar.
Şimdi tek var ruhumuz, o istediğimiz beklediğimiz çizdiğimiz insanın hatlarını belirleyip o olmak. Onu canımız pahasına korumak. Kendi kuralların, doğruların, çizgilerinle.
Kendine kural koymayanlar başkalarının kurallarıyla yönetilir.
İşimiz zor gazamız mübarek olsun.

BU YAZILARI DA OKUYUN

0 yorum